clon1.jpg header
Konularımız Biz ve Konsültanlarımız Adresimiz Bize yazın
clon2.jpg
Sık Sorulan Sorular EEG Görüntüleme Yöntemleri US, BT, MRI Fizik Tedavi

Anasayfa

Sık Görülen Sorunlar

Nadir Hastalıklar

Sayfa İçindekiler:
 
  1. Dragon Anneden Notlar 
  2. Eğitim Bir Yarış Değildir 
  3. Basit Ateşli Havaleler ve Belden Su Alınması (Lomber Ponksiyon) 
  4. İlk kez nöbet geçirmiş çocuklarda EEG ne zaman çekilmeli? 
  5. Çocuklarda Epilepsi ve Egzersiz 
  6. Hemihipetrofide Tanı Kriterleri ve Tümör Tarama 
  7. Serebral Palsi'de Kullanılan İlaçlar 

Makalelerden Seçtiklerimiz (Arşiv) 

Vigabatrin (Sabril) İsimli İlacın İnfantil Spasm Nöbetleri Üzerine Etkisi 

2011 yılının sonunda Acta Neurologica Scandinavica dergisinin ekinde yayımlanan Carmant tarafından kaleme alınmış yazıda (Acta Neurologica Scandinavica Suppl. 2011;192:36-47) ‘vigabatrin’ isimli ilacın infantil spasm nöbetlerindeki etkinliği değerlendirilmiş. ABD ve Avrupa’da yapılan temel yayınlara dayanılarak yapılan derlemede vigabatrinin infantil spasmlarda yüksek dozlarda (100-150 mg/kg/gün) hızlı etkili olduğu ve uzun süreli takiplerde önemli bir yan etkisi olmadığı vurgulanıyor. Çocuklarda görme alanı üzerine olan etkilerin sağlıklı bir şekilde takip edilemediği ama bunun pek karşılaşılan bir sorun olmadığı da belirtiliyor.
İnfantil spasm denen nöbetler peşpeşe kasılmalar şeklinde bebeklik döneminde görülür. Tedavi edilememesi halinde ağır hasarlı bir nörolojik süreç gelişir. Bu tablo West Sendromu olarak da bilinir. Piyasa adı ‘Sabril’ olarak bilinen vigabatrin 1990 yılı gibi geliştirilmiş bir ilaç. Çeşitli epilepsi tiplerinde ek ilaç olarak Avrupa’da onay aldı ama görme alanı üzerine kalıcı etkileri olduğundan ABD piyasasında onay alması 2009 yılını buldu. Çocuk nörolojisinin 20 senelik tecrübesi özellikle infantil spasm denilen ve ağır seyreden epilepsi tablosunda etkili bir ilaç olduğu şeklinde. Bu yazı da bunun zaman içinde çalışmalarla teyit edildiğini bildiyor.
“Vigabatrin therapy for infantile spasms: review of major trials in Europe, Canada, and the United States; and recommendations for dosing.”
Acta Neurologica Scandinavica Suppl. 2011;192:36-47
Authors: Carmant L
(21.12.2011)

Dragon Anneden Notlar 

Santa Fe Sanat ve Tasarım Üniversitesi'nde yaratıcı yazma profesörü ve "Poster Çocuk: Bir Anı" kitabının yazarı Emily Rapp, “Notes From A Dragon Mom” başlığını verdiği yazısında, Tay-Sachs Sendromu (nadir bir genetik bozukluk) ile doğan 18 aylık oğlunu ve bu sendromla doğan çocukların en çok üç yıl yaşadığı gerçeğiyle başa çıkma sürecini anlatıyor. Yazı için tıklayınız. 
(05.12.2011)

Eğitim Bir Yarış Değildir 

Stanford Üniversitesi Eğitim Fakültesi dekanı Deborah Stipek tarafından kaleme alınan bu yazı, önde gelen bilim dergilerinden Science’ın 24-Haziran-2011 tarihli sayısında bir editoryal olarak yayınlanmıştır. Ülkemizde de gerek “seçkin” lise, gerekse “seçkin” üniversite girişlerinde yaşanan rekabet düşünüldüğünde, ve birçok alanda deneyimlerini kopya etmeye çalıştığımız ABD’de bu sorunun irdelenmesini görmek, yazıya daha da anlam kazandırmakta.
Yazının “seçkinci” bir yayın politikası izleyen bir bilim dergisinde yer alması ise ayrı bir ironi.

"Deborah Stipek
Stanford Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Dekanı
24-Haziran-2011
 
Amerika Birleşik Devletleri’nde ve başka ülkelerde, okullardaki rekabet baskısı gelecek vaat eden gençlerin hayatına zarar veriyor. Bu rekabet baskısı, başarıyı azaltan bir anksiyeteye yol açmanın ve hile kültürüne teşvik etmenin yanı sıra, öğrenme zevkini de alıyor. Bir yıl önce piyasaya çıktığından beri dikkat çekmeye devam eden "Race To Nowhere" (Hiçbir Yere Yarış) filmi, birçok Amerikalı öğrencinin yaşadığı "test için öğret" akımının sağlıksız sonuçlarını belgelemektedir. Filmde, veliler ve okullarca hayat başarısı için kritik kabul edilen, seçkin üniversitelere girilebilmesi için, öğrencilerin almak zorunda kaldıkları ileri seviye sınıfların (üniversiteye eşdeğer), bilimsel derecelerin, veya Amerikan üniversitelerinde önemli olan sanat veya spor alanlarında üstünlükler sergilemenin yarattığı baskılar işleniyor.
Motivasyon ile ilgili araştırmaların da ortaya koyduğu gibi, not ve test puanları kaygısıyla tamamen performansa odaklanmak asıl konuya yönelik içsel merakı tahrip ediyor (Motivation in Education: Theory, Research, and Applications (Pearson/Merrill Prentice Hall, ed. 3, Upper Saddle River, NJ, 2007)). Mutlaka bazı hırslı öğrenciler tutkuları ile kendi potansiyellerini ileri bir akademik eğitim veya başka etkileyici faaliyetlerle gösterebilir. Ama Nobel Ödülü kazanabilecek düzeyde kaç kişi lise öncesi bilim öğrenimini araştırmaya dayalı anlamlı sorular yerine teste dayalı eğitimle almıştır? Eğitim bu şekilde (teste dayalı) olmak zorunda değil. Ancak, değişim birçok düzeyde koordineli bir çaba sarf edilerek kazanılacaktır.
Yaşam başarısı, birkaç seçkin üniversitenin birinden mezun olmayı gerektirmez. Liselerin başarısını değerlendirirken seçkin üniversitelere soktukları öğrenci oranına değil, öğrencilerini ne kadar kendi ilgi ve hedeflerine uygun kurumlara yerleştirebildiklerine bakılmalıdır. Bu çok arzulanan üniversitelerin de öğrenci seçerken yapması gereken, sadece kalabalık ve etkileyici bir özgeçmiş oluşturma kaygısından çok gerçek bir tutku ile eğitimlerini derinleştirmek isteyen adaylara ağırlık vermek olmalıdır.
Birçok öğretmenin de eğitim yaklaşımlarını değiştirmesi gerekir. Kapsamlı araştırmalar öğrencilerin eğitime daha duygusal ve hatta tutkulu katılımını şu basit prensiplerle olabileceğini göstermiştir: Konu, öğrencilerin kişisel yaşamları ve ilgileriyle bağlantılıysa; yeni ve çok boyutlu problemlerin çözümünde ve planlamada öğrencinin aktif katılımı sağlanır, deneyleri bizzat yapabilir, sonuçları tartışabilir ve işbirliği içinde çalışabilirse; öğrencinin başarı notunu düzeltmek için birden çok fırsatı olursa (ödevleri veya testleri tekrardan yapma); öğrencilerin aldıkları notları yerine kazanmakta olduğu bilgi ve becerilerine dikkat çekilirse; ve düzeyi ne olursa olsun tüm öğrenme ve beceri geliştirme çabaları takdir edilirse.
Okullar, düzenli başarılı öğrencilerin gece geç saatlere kadar çalışmalarına yol açmayan ödev politikaları oluşturmalıdırlar. Önemli sınavlar arasında yeterli zaman olması ve gerektiğinde ek eğitim olanakları da sunulmalıdır. Her öğrencinin duygusal ihtiyaçları için en az bir yetişkinin yardımcı olduğundan emin olunmalıdır. Ebeveynlerin farkı yüksek öğretim kurumlarının sundukları imkanlar konusunda bilgilendirilmesi gerekir. Öğrencilerin stres kaynaklarıyla ilgili düzenli takipler yapılmalı ve geribildirim politikaları oluşturulmalıdır. Öğrencilere bağımsız çalışmalar ya da öğrenci kulüplerinde olduğu gibi performansa bağlı olmayan, akademik ilgi alanlarında çalışma fırsatları sunulmalıdır.
Dünya hızla değişiyor. Problem çözme becerileri ve eleştirel analiz, standart testlerle verilen tipik soruları cevaplamaktan çok daha önemli hale gelmiş durumda. Öğrenme ve öğretmeye yönelik önemli bilimsel birikimlerin öğrencilerin ilgi, katılım ve bilişsel becerilerine kılavuzluk etmesi gerekir. Ayrıca salgın haline gelmiş olan öğrencilik stresini azaltmalıdır. Bu alanda bildiklerimize odaklanarak gençlerin ihtiyacı olan sağlıklı ve üretken bir hayat için gerekli değişiklikleri yapabiliriz."
(Çeviri: Hanife Yavuz) 
(24.08.2011)
Orijinal yazı

Basit Ateşli Havaleler ve Belden Su Alınması (Lomber Ponksiyon) 

Ateşli havaleler çocukluk çağında 6 ay ile 6 yaş arasında görülebilen, ateşle tetiklendiği düşünülen bünyesel (genetik) bir durumdur. Ortalama 20 çocukta bir görülebilir ve basit ya da komplike olarak ayrılırlar. Basit olanlar, 15 dakikadan kısa, nöbet sırasında sağ sol farkı olmayan ve aynı gün içinde tekrarlamayan nöbetlerdir.
Lomber ponksiyon (LP), veya toplumda bilinen ismiyle belden su alınması, özellikle menenjit hastalığı tanısının konulmasında gecikmeden yapılması gereken bir testtir. Halk arasında belden su alınması yanlış bir inanışla sakatlık yapar diye bilinir. Fakat esas sakatlığa yol açan menenjit gibi ağır bir hastalığın tedavisinde gecikme ve eksik uygulamadır. Kanamaya eğilimi olmayan birinde LP'nin ağrı dışında bir soruna yol açması beklenmez. Ağrı da doğru klinik uygulama ile en aza indirilebilir.
Amerikan Pediyatri Akademisi'nin Pediatrics dergisinde Şubat 2011'de yayınlanan "Klinik Uygulama İlkeleri" (Clinical Practice Guideline) değerlendirmesine göre:
1) Bebeklik döneminde 6-12 aylıkken görülen ateşli havalelerde, ateş etiyolojisi belli değilse hayati tehdit oluşturabilecek menenjit hastalığı için LP düşünülmelidir.
2) Özellikle Hemofilus ve Pnömokok aşısı olmamış çocuklarda bunun düşünülmesi daha önemlidir.
3) Ayrıca antibiyotik tedavisi havale öncesi başlanmışsa da LP düşünülmelidir, çünkü antibiyotikler menenjite bağlı muayene ve test bulgularını baskılayabilir.
4) Basit ateşli havalelerde EEG veya beyin görüntülemesi (BT veya MRI) gerekli değildir. Ayrıca elektrolit, kalsiyum, fosfor, magnezyum ve şeker tayini de özellikle gerekmez.

İlk kez nöbet geçirmiş çocuklarda EEG ne zaman çekilmeli? 

Epilepsi, tekrarlayan nöbetler olarak tanımlanmıştır. EEG testi nöbet tekrarlama ihtimali anlamına gelen bulgular gösterebildiğinden tanı için önemlidir. EEG’nin nöbetten sonra ne zaman yapılmasının uygun olduğu tartışmalıdır.
Bazı uzmanlar nöbetten hemen sonra EEG’nin baskılanabileceği görüşüyle birkaç hafta beklenmesinin uygun olduğunu belirtir. Ancak bir çok aile ve uzman da EEG bilgisinden erken faydalanmak ister.
Sadleir ve Scheffer tarafından Archives of Neurology dergisinde 2010 Kasım’da yayınlanan bir makalede, ilk kez nöbet geçirmiş çocuklarda erken (ilk gün) yapılan EEG ile daha sonraki günlerde yapılan uykusuz bırakılmış EEG karşılaştırılmıştır. 92 çocukla yapılan bu çalışmada hem erken dönemde, hem de daha sonra uyku deprivasyonu ile yapılan EEG'lerde epilepsi düşündüren bulgular %60 civarında saptanmıştır. Dolayısıyla erken EEG'nin tanı açısından birçok olguda yardımcı olabildiği gösterilmiştir.
İdeal şartlarda hem erken (ilk 24 saat içinde) rutin EEG çekimi, hem de takip eden günlerde uykusuz bırakılmış olarak yapılacak bir EEG muhtemelen daha çok olgunun tanınmasını sağlayacaktır. Ancak, yoğun hastanelerdeki kısıtlı şartlar erken EEG çekimine uygun olmayabilir. Ayrıca hastalara nöbet sırasında verilen, EEG'yi etkileyebilecek ilaçlar da erken çekilen EEG'lerde baskılanma yapabilir. Dolayısıyla nöbeti takip eden günlerde yapılacak uyku deprivasyonlu bir EEG çoğu keresinde daha uygun olur.
(09.02.2011)

Çocuklarda Epilepsi ve Egzersiz 

Nakken KO ve arkadaşlarının 1997'de Epilepsia'da yayınlanan yazılarında bu konu işlenmiş.

Bu yayında 26 çocukta, 10 dakikalık yoğun bir fizik aktivite sırasında ve sonrasında EEG bulguları izlenmiş. Bunlarda genellikle EEG bulgularının azaldığı, ufak bir grupta ise arttığı saptanmış. Bu ufak gruptaki bazı çocukların egzersiz sırası ve sonrasında nöbet geçirme hikayesi olduğu da belirlenmiş. Sonuç olarak egzersiz yapmanın epilepsi hastalarında bazı istisnalar dışında nöbetleri etkilemediği hatta EEG bulgularını azalttığı şeklinde bir yorum yapılmış. Epilepsinin önde gelen araştırmacılarından Lennox'lardan da bir alıntı yapılarak: "Epilepsi genelllikle kişileri savunmasızken uykuda, dinlenirken etkiler. Sık dalma nöbeti olan kişiler paten, yüzme veya koşma sırasında hemen hiç etkilenmezken, dikiş, yeme veya oturma sırasında sıkça etkilenebilirler" denilmiş.

Hemihipetrofide Tanı Kriterleri ve Tümör Tarama 

Hemihipertrofi, vücudun bir uzvunun ya da daha tipik olarak bir yarısının diğer tarafa göre daha iri gelişmesi tablosudur. Sık olarak nörologlara da başvuran bu hastalarla ilgili en önemli sorun tanıyı netleştirme ve görülecek embriyonal tümörlere karşı tarama yapabilmektir. Clericuzio CL ve Martin RA tarafından Genetics in Medicine dergisinde 2009 yılında American College of Medical Genetics (ACMG) için Uygulama Rehberi (Practice Guidelines) olarak kaleme alınmış yazıda tanıda genetik farklı tabloların değerlendirilebilmesi için klinik genetikçilere de başvurulması belirtilmiş. Embryonal tümölerden göreceli olarak sık karşılaşılan ‘Wilms’ ve ‘hepatoblastom’ denilen tümörlere yönelik olarak belli aralıklarla karın ultrason takibi ve kanda alfafetoprotein tayini önerilmiş.

Serebral Palsi'de Kullanılan İlaçlar 

Neurology, 26 Ocak 2010:
Serebral palside kullanılabilecek ilaçlara ait kontrollu yayınları inceleyen Amerikan Nöroloji Akademisi'nin yazısında, özellikle kısmi spastisitede Botox-A uygulamasının faydasının yayınlarda net olduğu saptanmış. Baklofen, Tizanidin, Dantrolen gibi yaygın spastisitede kullanılan ilaçlara ait yayınların ise yetersiz olduğu raporlanmış. Botox-A uygulaması ile nadir de olsa yutama, nefes alama ve yaygın güçsüzlük sorunun olabileceği de belirtilmiş. (Practice Parameter: Pharmacologic treatment of spasticity in children and adolescents with cerebral palsy (an evidence-based review). Delgado MR et al.)

Adresimiz  |  Bize Yazın  |  Biz ve Konsültanlarımız  |  Site Eskileri 

Internet Kaynakları  |  Fizyoterapistler  |  EEG Teknisyenleri  |  Bilimsel Toplantılar  |  Bilimsel Çalışmalarımız